8 Haziran 2017 Perşembe

yağmur

Fotoğrafına bakıyorum uzun uzun. Sanki etrafımı saran senin kokunmuş gibi derin bir nefes alıyorum ki gerçekleşmemiş istekleri yad eden bir iç çekişe benziyor daha ziyade. Yüzünü inceliyorum. Dudak kıvrımını, uykusuzluktan moraran zeytin gözlerini, gür siyah saçlarını, tam gülümseyecek derken aklına bir derdinin geldiğini hatırlayıp kadrajda o ilginç sırıtışla kaldığını ve başını yana atışını. Kabul et öyle gulüyorsun. Ancak bu bende yüzünü avuçlarıma alıp seni küçük bir çocuk gibi sevme isteği uyandırıyor. Garip bir istek.
Yanına gelmeden önce kendimi ağırdan satarım, tane tane konuşurum diyorum. Hatta seni gülümsetmek için öyle cümleler kurup hazırlıyorum ki hepsinden sırasıyla bahsedeceğime eminim. Ardından yanına gidiyorum. Bana değer verdiğini anlattığın o sözleri söylüyorsun. Yanaklarım kızarıyor. Tam lafa gireyim diyorum ve iyice saçmalıyorum. Ezberlediğim, senin için hazırladığım tüm cümleler birer birer kendini kaybediyor. Diyeceklerim ile ağzımdan çıkanlar arasındaki fark yüzünden düzgünce konuşamıyorum bile. Laf kalabalığı, birbirinden alakasız sıralı birkaç cümle ve nefesimin kesilmesi sonrası ayrılık vaktimizin geldiğini anlarken bana soruyorsun "Yağmurda ıslanmazsın değil mi?".

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder