27 Haziran 2016 Pazartesi

Fani Eğlencesi

7

''Bazen bu çocuğun akıllı mı yoksa aptal mı olduğunu düşünüp duruyorum.''
Bilge bu cümleyi sarf ederken kafasına kese kağıdı geçirip salonun ortasında ileri geri koşan Ayşe'yi izliyordu. Annesi işe yetişebilmek için mutfak alış verişini yapmak amacıyla pazara çıkmıştı. Ben de kahvaltıdan sonra ortalığı topluyordum. Bu nedenle evde bir yoğunluk hakimdi. Ayşe de kendini bu ruh haline kaptırmış olacak ki annesinin dikkatini üzerine toplayıcı davranışlar sergiliyordu.
Ben evi biraz da olsa çekip çevirdikten ve Bilge de aldıklarını dolaba yerleştirdikten sonra Ayşe kendi kendine durdu. Kafasından kese kağıdını çıkartıp odasına gitti. Ufaklığın odasına koşturarak çıkma sebebi çantasını hazırlamak istemesiymiş. Bunun sebebi ise anladığım kadarıyla bugün kreşe arkadaşlarının yanına gidecek olmasıymış. Ardından hep birlikte hazırlanıp çıktık.

Bilge bahçe kapısının kilidini üç kere çevirdikten sonra bana dönüp ''Olsun, aklım kalmasın.'' dedi. Bu huyunu yengemden aldığını düşündüm. Kapı kilitleme seremonisinden sonra kreşin yolunu tuttuk. Yolda giderken Ayşe sırt çantasının askılarından tutarak kendinden emin bir şekilde yürüyordu. Ona ''Sırt çantanda ne olduğunu merak ediyorum. Bana söyleyebilir misin?'' diyerek konuşmasını sağladım. Bana cevap olarak ''Bahçeden böcek topladım. Arkadaşlarımla onları inceleyeceğiz.'' dedi. Söylediğini garipseyerek sustum. Annesinin de dediği gibi bu çocuğa akıl erdirmek zor.

Kasabaya vardığım ilk gece kullandığım yola yakın bir evin önünde durduk. Bilge'ye ''Burası mı?'' dedim. ''Evet.'' cevabını verdikten sonra zili çaldı. Kapıyı benden genç biri açtı. Belli ki burayı kendisi işletiyordu. Ayşe adamı görünce ''Öğretmenim merhaba. Bugün yanımda on yedi tane böcek getirdim.'' deyip içeri girdi. İçeriye girdikten bir süre sonra duraksayıp arkasını döndü ve bize el salladı. Annesi onun bu davranışlarına alışkın olmalı ki Ayşe'nin öğretmeniyle onun durumu hakkında konuştu ve oradan ayrıldık.

Restorana giden yolu bilmiyordum. Bir an içimden ''Hemen işe başlamakla acele mi ettim?'' diye geçirdim. Burayı gezmeyi, tanımayı çok isterdim.
Bilge ile restorana geldiğimizde Kemal'in burayı önceden açmış olduğunu gördük. Garsonlardan biri masadaki suplaları dışarı çıkarıp nemli bir bezle siliyordu. Kendisini selamlayıp içeri adımımızı attık.
Dün akşamki kalabalıktan eser yoktu. Çalışanlar ortalığa çeki düzen vermekle meşguldü. Kemal de elindeki bulmacayla uğraşıyordu. Bizim geldiğimizi görüp elindekileri masaya bıraktı.
Kollarını birine sarılır gibi havaya kaldırarak ''Bilge!'' diye bağırdı. Bu kasabada yaşayan küçükten büyüğe herkes dengesiz diyebilirim. Bilge ise ''Günaydın Kemal.'' şeklinde sade bir karşılık verdi. Kemal heyecanla:
''Bil bakalım yarın kimler geliyor?'' dedi.
''Kimler?''
''Deniz fenerinin altındaki pansiyon Almanya'dan turist ağırlayacakmış. Kendilerine ait yiyecek servisi yapmadıklarını biliyorsun. Müdürün dediğine göre mutfağa halen aşçı arıyorlarmış ama bu sürede de müşterisiz kalmak istemiyorlarmış. Zannedersem sabah kahvaltı için açık büfe bir de tek tip akşam yemeği veriyorlarmış. O nedenle gelen tüm turistleri buraya yönlendirdiler. Bir hafta boyunca iki öğün yemek yiyecekler. Günaydın Kumru.''
Cümle sıralaması yanlış olan metinden yaptığım çıkarımlardan birincisi buraya daha çok insanın geleceğiydi. İkincisi ise bana selam verilmişti. Ben de Kemal'e günaydın dedim. Bundan sonra Bilge şüpheli bir tavırla ellerini beline koyarak '' Geçen yaz da aynı olayı yaşamamış mıydık? İşe aldıkları her adam en fazla bir ay dayanıyor. İnsan ardında ne var merak etmiyor değil.'' dedi.
Kemal ağzını büzerek sakalını kaşıdı. Bahsedilen konuya her ne kadar yabancı olsam da ben de merak ediyordum.

Konuşmaları bittiğinde Bilge beni personel odasına getirdi.
''Kumru eşyalarını buradaki boş dolaplardan birine koyabilirsin. Fark ettiğin gibi içeride üniformayla çalışmıyoruz. Şu bordo renkli önlüklerden birini kullanman yeterli.
Bunu dedikten sonra yüzüme acıyarak baktı.
''Burada çalışmaktan emin misin? Son kez soruyorum.''
Elime verdiği önlüğü belime bağlarken sorduğu soruya yanıt vermemeyi düşündüm. Anaç tavırlarından sıkılmıştım.
''Ben de son kez söylüyorum. Eminim.''
''Tamam.'' diyerek ellerini omuzlarıma koyup gözlerimin içine baktı.
''Ailemiz yüzünden zor bir dönemden geçtiğini biliyorum. Kötü olan ruh halin yüzünden yemek yiyemediğini de biliyorum. Seni en son gördüğümden beri çok kilo kaybetmişsin. Ben de bu durumdaydım. Ama senin çalışman yerine dinlenmeni tercih ederdim.''
''Beni yanında ağırladığın için minnettarım. Ancak başka türlü eski halime geri dönemem. Kendimi kötü düşüncelerden arındıracak bir sebeple oyalamam gerekiyor. Bu şekilde daha iyi olacağıma inanıyorum. Senden yıllarca beni burada çalıştırmanı istemiyorum. Bir defasında kendi verdiğim kararı yaşamak istiyorum.''
''Anladım. O zaman arkadaki kovayı al. Camları silmeliyiz.'' dedi ve gülümseyerek odadan ayrıldı.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder