14 Haziran 2016 Salı

Fani Eğlencesi

3

Sabah beni derin uykumdan uyandıran göz kapaklarımı ufacık parmaklarıyla birinin oynatması oldu. Ne olduğunu anlamadan gözlerimi açtım. Karşımda uyuduğum yatağa tünemiş, iri mavi gözlerle bana bakan sarışın ve tombul bir kız çocuğu duruyordu. Kendisi çoktan uyanmış olacak ki odama gelip kendince bulduğu yöntemle beni uyandırmaya çalışıyordu. Sanırsam uyandığım sırada yüzümü inceleyerek beni tanımak istiyordu. ''Günaydın. Benim adım Kumru.'' diyerek sağ elimi tokalaşmak için ona uzattım. O da benim yaptığım hareketin aynısını tekrarlayarak elimi tuttu. Ona ismini sordum. Son hecesini vurgulayarak ''Ayşe.'' dedi. ''Memnun oldum.'' dedim ve yatağımdan fırladım.

Odanın penceresine yaklaşarak perdeleri çektim. İçeriye gözlerinizi kamaştıracak kadar büyük bir ışık hüzmesi giriyordu. Anlaşılan dün geceki yağmurdan eser kalmamıştı. Hava olabildiğine aydınlık ve maviydi. Bahçedeki ağaçlar neredeyse sokağı görmemi engelliyordu ancak birkaç sıra ev sonrası uçsuz bucaksız denizdi. Hızla esen rüzgardan savrulan deniz, sahile doğru köpürüyor ve kısa ama güçlü dalgalar oluşturuyordu. İleriden birkaç martı sesi geliyordu. Gerisi ise tamamen sessizlikti. Hiçbir insanın veya hayvanın ses çıkarmadığı; araba, iş makinesi gibi gürültü kaynaklarının olmadığı huzur dolu bir sabah. Kendimi o an daha önce hiç olmadığım kadar güvenilir hissettim. Eğer gerçekleşeceği kesin bir dilek hakkım olsaydı, o zaman aralığından hiç çıkmamayı ve hep o pencerenin önünde olmayı dilerdim.

Hissettiğim tüm duyguların bir an önce tükenmesinden korkarak pencereyi kapadım. Bu anın son olmasından korktum. Böylesine kendimi iyi hissettiğim bir pencere önünü, güvencesini kimsenin veremeyeceği diğer günlere sakladım.

Yanıma eşyalarımı alarak banyonun yolunu tuttum. Küçük kahverengi fayanslarla döşeli banyodan içeri girdiğimde yaptığım ilk iş aynaya bakmak oldu. Cildim sararmıştı. Son zamanlarda canım pek bir şey yemek istemediğinden zayıf düşmüştüm. Üzerimdeki pijamayı aynada kendimi daha iyi incelemek için çıkardım ve sırtımı görebilmek için yan tarafımı döndüm. Kaburga kemiklerim sayılıyordu. Gördüğüm şeyden hoşlanmayınca musluğu çevirip elime su doldurdum. Yüzümü yıkadım. Sonra tekrar aynaya yaklaşıp yüzüme baktım. Yanaklarıma renk gelmesi için yüzümü sıkıyordum. O sırada Bilge açık bıraktığım kapıdan bana bakarak ne yaptığımı sordu. Yüzüme baktığımı söyledim. Sonra beni bahçeye çağırdı.

Akşam apar topar eve geldiğimde bahçeyi fark edememişim. Evin kapısından dışarı çıktığımda beni, bahçe duvarından neredeyse eve kadar birçok türden çiçek, çalı ve ağaç karşıladı. Rengarenk menekşeler, ortancalar, sümbüller ve adını daha bilmediğim otla çiçek etrafındaki herkesi selamlıyordu. Bahçenin daha geniş alanına yürüdüğümde iki kısa erik ve bir tane uzun bir kayısı ağacı fark ettim. Bilge buraya da çiçek dışında biber, salatalık, maydanoz gibi yenebilir bitki ekmişti. İçerisinden hayat fışkıran bu büyük bahçenin bir kenarında, taşlarla oluşturulmuş bir alan ve buranın tam ortasında Bilge'nin hazırladığı kahvaltı masası duruyordu. Masada ayakları oturduğu sandalyeden sallana Ayşe, elindeki çatalın ucuna peynir geçirmeye çalışıyordu. Gözlerim annesini aradı. O da biraz ileride söylenerek, dün geceki yağmurdan kırılmış ağaç dallarını ayıklıyordu. Belli ki sinirlenmişti. Ben de Ayşe'nin yanına oturup kendim ve Bilge için çay doldurmaya başladım. Bilge uğraştıklarını bir kenara bırakıp kahvaltı masasına oturdu. Sağ elini çenesine dayayarak ''İyi uyuyabildin mi bari?'' dedi. ''Uyudum, uyudum. Merak etme.''
Derin bir iç çekerek ''Buradaki yağmur da yağdığı zaman neredeyse toprağı delip ektiğim tohumları yerlerinden söküyor. Neyse sen bana bakma. Canım sıkıldı biraz.'' dedi. Ona gülümseyerek ''Önemli değil. Zaten toprak işinden pek anlamam. Sen de pek maharetlisin. Bahçen yine de çok güzel.'' dedim. Gülümseyerek kahvaltısına devam etti. Bir süre sakince kahvaltımızı yaptık. Ancak ben Bilge'ye karşı bir takım konuları açıklama ihtiyacı hissediyordum. Babamla aramda geçen kötü olaydan sonra elime telefonu aldığım gibi Bilge'yi arayıp adresini istedim. Sorgusuz sualsiz beni evine kabul etti. Karşısındaki insan açıklama yapmadığında soru sormama gibi bir huyu olduğundan ona neler olduğunu anlatmak istedim.

''Bilge gelişim çok ani oldu. Bu nedenle senden özür dilemek istiyorum. Geldiğimde pek konuşamadık. O yüzden demek istediklerimi bu sabaha sakladım.''
''Evdekilerle bir sorun olduğunu anladım zaten.''
''Çok mu belli oluyor?''
''Tam olarak ne oldu bilemiyorum ama telefonda sesinden anlaşılıyordu.''
''Sen gittikten sonra bizimkiler üzerime gelmeye başladı. Her attığım adımı kısıtladılar. Eğitimime devam edemedim. Bu kadar tutucu bir ailede büyüdüğümüzü bilmiyordum. Ortada sebep yokken beni tanımadığım bir adamla evlendirmeye kalktılar. Her işime karışır oldular. Önceki gün dayanamayıp evdekilere çattım. Babamla kavga ettik. En sonunda bana vurdu. O andan itibaren o evde kalmayı gururuma yediremedim. Seni arayıp buraya geldim.''
Bilge, kendi yaşadıkları gözlerinin önüne gelmiş olacak ki beni can kulağıyla dinledi.
''Kumru, artık onlar için diyecek söz bulamıyorum. Biliyorsun. Biz hiçbir zaman pek yakın olamadık. Ama kendimi senden daha yakın hissettiğim insanlar beni arkamdan vurdu. Burada olduğun için çok mutluyum. Aklında yapmak istediğin ne varsa seni destekleyeceğim.'' dedi. Bana evinin kapılarını sonuna kadar açmıştı. İstenmeyen evlatlar olarak her zorluğa birlikte göğüs gerecektik. Buna inancım tamdı.
''Bir süre senin yanında kalmak istiyorum. Neler yapmak istediğimi düşüneceğim. Hayatımı gözden geçireceğim. Belki burada senin işlerine yardım ederim. Ayşe'ye bakarım. Biraz sakinleşmek istiyorum.'' dedim. O da bana gülümseyerek ''Benim için hiçbir mahsuru yok.'' dedi.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder