Sayfalar

22 Haziran 2016 Çarşamba

Anika İle Müziğin Dehlizlerine Yolculuk


Herkese selam. Malumunuz mevsimin cayır cayır yanmakta olduğu güneşli mi güneşli günleri yaşıyoruz. Ben de bu yazımda, son zamanlarda bolca dinlediğim şarkılardan kafama göre yaptığım bir seçki ile bazıları için açıklamalı bazıları içinse oraya yazıp hakkında tek kelime konuşmamalı şarkıları listeleyeceğim.

Cage The Elephant - Trouble 

 Ane Brun - Still Waters
Norveç'in gülü sanatçımız Ane Brun'dan nefis bir dinlemelik eser ile karşı karşıyayız. Gerçi benim favorim bu parçanın piyano başında çıplak sesle söylenen versiyonu. Zaten genellikle sevdiğim şarkıların canlı versiyonlarının daha iyi olduğu kanısındayım. Bana göre canlı icra edilirken kulağa daha hoş gelen müzik iyi müziktir. Bu şarkı da beni bu yönden tavladı diyebilirim.

Sarah Jaffe - Clementine 
Öylesine yeni müzisyen arayışımın tavan yaptığı günlerden birinde tanıştığım bu özgün sesi bu listeye koymak istedim. Kendisi pek duru, pek saf. Sözleriyle de hayatı sorguluyor. Ritmiyle de sözlerindeki anlamı düşündürüyor. Öyle cinsten.

The Beauty Room - Holding On
Bu müzik grubu kimdir başka hangi şarkıları var hakikaten bilmiyorum. Kendi halimde koltuğa yayılmış chill at home sefası yaparken kulağıma çalınan bu ezgiyi severek dinliyorum. Lounge ve chill out olan elektronik karışımdaki sözler sitem üzerine kurulu.

Bastille - Pompeii

Wolf Alice - Silk

Best Coast - California Nights
Aşırı saykodelik hareketler içerir dikkatli dinleyiniz. Söylenişi de çok zor zira şarkıyı söylemeden önce derin bir nefes almanız, eslerde yine o nefesi korumanız ve diyaframı dayanabildiği yere götürebilmeniz gerekiyor. Karaokeler için tavsiye etmiyorum. Zaten introdan hallice ilk bir dakikasını bazı kişilik sahipleri sıkılarak dinleyebilir. Ama beni pek bir açtı yahu!

Nothing But Thieves - Trip Switch
Şarkı anladığım kadarıyla elektrik, bilgisayar, teknoloji, devreler, iletişim, bağlantı anahtar kelimeleri üzerine yazılmış. Bunlara tabi ki sözlerde rastlamanız mümkün değil ancak kullanılan betimlerle anlaşılıyor. Solistin kulaklarınızın pasını silen sesi de cabası.

Muse - Reapers

The Climb - Perfectly Nothing 
Listedeki tek Türk ve tek metal grubu olma özelliğini taşıyan, doksanlı yılların rock müzik alanında kendini bir anda liste başı haline getiren şarkısı Gökalp Ergen'in (Evet, Pentagram) kurmuş olduğu gruptan çıkma. Bana kalırsa ülkemizdeki metal açlığını doyuran iyi niyet elçisi tadında. Günümüzde çabuk tüketilen şarkılarla ayakta kalan müzik piyasasının bilek güreşi yaptığı rock müziğe nostaljik bir yorum arayışındaysanız buyurun dinleyin.

12 Haziran 2016 Pazar

Müzik İncelemesi

Herkese selam. Son zamanlarda dinlediğim albümleri bağrıma bastığım gibi buraya da taşımaya karar verdim. İçlerinde özel bir sıralama yok. Kafama estiği gibi maddeleyeceğim.

1. My Love Is Cool - Wolf Alice

Rifflerde 90lı yılların grunge temasını hatırlatan ama sözlerde hiç de oralı olmayan bir albümle karşı karşıyayız. Sevgililik müessesinin ekmeğini yiyen birkaç güfteli parça dışında genel olarak konular; zorunluluklar yüzünden gençliğine doyamayan ergen kız, grubun yeşil çayırlarda koştururken ''eşlik etmek isterseniz ve yabani iseniz siz de buyurun, gelin'' mesajı ve kardeşlik-arkadaşlık üzerine.
Grubun yaptığı müziğe en büyük etki sahnede sahip oldukları enerji. Çünkü şarkılar canlı dinlenildiğinde kayıtlardaki müzik şöleninin birkaç tık üstü hissedilebiliyor. Ayrıca şarkılar akustik çalındığında Hababam Sınıfı tema müziği gibi hüzünlü bir havaya bürünebiliyor. Örneğin Fluffy parçası akustik iken albümde yer alan sert gitar melodileriyle verilen isyan temasından çok kaderine boyun eğme duygusunu taşıyor. Bu albüm kesinlikle dinlenmeli ve dinletilmeli.

2. Royal Blood - Royal Blood

Grubun kendi isimlerini verdikleri albüm ''rock daha ölmedi'' dedirtiyor. İlham aldıkları sanatçıları taklit etmeden sakince amaçladıkları müziği yapan ikili, yalnızca bir bas gitar ve davulla kalabalık bir müzik grubunun çıkardığı çok sesliliği elde ediyor. Bunun teknik kısmını gitaristin pedalını üç farklı amfiye bağlaması sağlarken çıkardığı zengin seslerin sabun köpüğü şarkılar gibi olmadığı, daha albümün ilk saniyesinden anlaşılıyor. Albüm bana kalırsa yıkılıyor. Çünkü solistin şarkıyı icra ederkenki blues tınıları melodilerle birleştiğinde albüme aşık olmanızı sağlıyor. Müziğin alt yapısındaki davul sesi de çok güçlü. Bu da her parçanın katarsisini sabırla beklemenizi ister gibi.

3. Days Gone By - Bob Moses


Kendileri hakkında ayrı bir yazı dile getirmiş olsam da bu listede haklarının olduğunu düşündüm. Genellikle alternatif rock dinledğim için elektronik müzik yapan bir grubu bu denli saplantılı dinleyeceğimi daha önce düşünmemiştim. Kendilerini dinlemekten kendimi alıkoyamıyor ve umarım canlı dinleme fırsatına erişim diyerek diğer albüme geçiyorum.

4. Spend The Night - The Donnas

Girl Power! düsturuyla oluşturulmuş -gibi diyorum çünkü elemanların hepsinin kadın olmasının sebebini bilmiyorum- grubun albümü tepeden tırnağa Rock'n Roll duşu almış. Haliyle dinlerken insanı parçadaki duygulara itebiliyor. Beni kendine çekmesinin sebebi riffler. Ancak bazı parçalarda ''Fazladan bir ritim gitar daha eklenemez miydi?'' sorusunu sorduruyor. Albüm kapağındaki resim de pijama partisi temalı.


9 Haziran 2016 Perşembe

Bu bir müzik incelemesidir!



Herkese selam. Blogu oluşturma amacımın dışına çıkarak ona yeni bir özellik ekleme isteğimin önüne geçemedim. Müzikle yatıp kalkan yapım sebebiyle keyifle dinlediğim müzisyenler ve yaptıkları müzikler hakkında üç beş kelam etmeden duramadım. Bu sebeple birazdan ele alacağım cümlelerimle bu olaya doğrudan atlayarak müzik yazıma başlıyorum.

İlk dinlediğim saniyelerden itibaren benliğimi dünyanın şerrinden ayıran özellikteki bir grupla karşı karşıyayım. Kimdir onlar? Bob Moses. Kanadalı elektronik duo olan Bob Moses, ismini ünlü bir caz bateristinden alıyor. Yaptıkları müziği kesin sınırlara koymak biraz zor. Çünkü grup elektronik müziğe basit ama etkili gitar rifflerini katıyor ve salt elektronik müzik yapmıyor. Değişen her parçada sözleriye ve melodisiyle birbirinden ayrı alt türler keşfetmek mümkün. Bunun asıl sebebinin ikilinin geldiği farklı müzik alanları oluşturmakta. Solistin solo çalışmalarındaki soft gitar tınılarını grubun parçalarında duyabiliyorsunuz. Bu da Bob Moses'ı akşam üstü kokteyllerinde arka planda çalan ve çoğu kişi tarafından fark edilmeyen lounge-chill out-elektronik karışımlardan ayırt edilir kılıyor. Lafı fazla uzatmadan bu mükemmel seslerin örneklerini ele alalım. Şarkı isimlerine tıklayarak dinleyebilirsiniz.

Tearing Me Up

Bu parçayı dinlerken gece yarısı yolda tek başıma yürüdüğümü hayal ediyorum. Bu hissi seviyorum. Çünkü bu durum bana o anda sanki dünyada tek benim kaldığımın hissini veriyor. Eğer doğrudan şarkıya geçersek; sözlerinden de anlaşılacağı üzere yeni tanıştığı kıza abayı yakan ve bunu o geceyle devam ettirmek üzere olan bir adamın kafasından geçenleri dinliyoruz. Şarkıdaki ritim insanı birkaç dakikalığına düşünce alanında durduruyor. En azından bende böyle bir etkiye sahip. Hiç şüphesiz ki Days Gone By albümündeki en fiyakalı parça. Bunu piyasaya taze sürülmüş parfüm, son model araba veya giyim reklamlarından herhangi bir dizideki diyaloğun pek göze çarpmadığı sahnelere kadar olan kullanabilitesine borçlu. Indie ve hipster vari müzik yapmanın ilk şartından olan reklam jingılında kullanılmaya kendi türlerinde kafa tutabilirler ne diyeyim.

Like It Or Not

Parçanın temelini oluşturan ses sudaki hatta diğer akışkanlardaki dinamizm. Bu cümleyi kurarken aklıma gelen ilk şey suyun taşınması için kullanılan borular oldu. Birbirinin içinden spiraller oluşturarak geçen yapılar linkte de olmasına rağmen bunu yalnızca işitme yoluyla da algılayabilirsiniz. Buradan hareketle bunun sürekli ağır ağır hareket eden ve kendini sudaki saflığa teslim eden bir şarkı olduğunu düşünüyorum. Hatta bu o kadar açık ki, şarkının ismi bile ana fikri doğrudan iki tarafa ayırıyor: Beğen veya beğenme.

Son olarak ikili çeşitli etkinlikler kapsamında arada uğruyor. Kaçırmayıp canlı dinleme temennisiyle...