17 Mayıs 2016 Salı

Adam

10

Adam verilen adres uzak olduğu için ancak kiracı parayı verince yola çıkabildi. Bu da yaklaşık iki gün sürdü. Adres yaşadığı yerden birkaç semt uzaklıkta bir ev adresiydi. Evin olduğu sokağa vardığında sokakta kimseler yoktu. Hava yağmurluydu. Ama sokakta insanın yürümesini engelleyecek kadar değildi. Adresin de işaret ettiği dışı kaliteli boya kaplı, çok katlı apartmanın zilini çaldı. Diyafondan kimin geldiği sorulmaksızın kapı açıldı. Adam içeri girdiğinde çamaşır suyu kokan merdivenlerin kokusunu almıştı. Temizlikçi sabah gelmiş olmalıydı. Sonra kendisinin yağ kaplı, kirli merdivenlerini düşündü. Kim bilir en son ne zaman silindi. Üçüncü kata geldiğinde, ağırlık merkezini değiştiren göbeği yüzünden soluk soluğa kalmıştı. Sık sık nefes alıyordu. Bir müddet duvara dayanarak bekledi. Kendine geldikten sonra üzerini düzeltip kapı zilini çaldı. Dış kapıyı açan oğlunun evin kapısını açmaması ilginçti. Bunu yapmadan önce terli olan yüzünü iki eliyle kafasından çıkarırcasına ovuşturdu. Şimdi bekleme zamanıydı. 
Kısa bir süre bekledi. Bekledi. Yanıt verilmeyince tekrar zile bastı. Zile basmasıyla kapının açılması bir oldu.
Çelimsiz kollara sahip sarı kafalı oğlu kapıda onu görünce garipsedi. Aralık olan ağzından tek diyebildiği ''Baba?'' oldu.
Adam oğluna sarıldı. Cevat neler olduğunu pek anlamamıştı. Babasının bu hareketine o da ona sarılarak karşılık verdi. Sırtına hafifçe vurdu. Sonra babasının kolundan çekerek içeri girdi.
Evde tek başınaydı. Oldukça sağlıklı görünüyor, yüzünde en küçük bir korku ya da üzüntü emaresi bulunmuyordu. Babasıyla yan yana oturdu. Onun endişeli tavrını garipsedi.
''Baba hoş geldin. Bu ne hal böyle?''
''Oğlum seni bulamam diye çok korktum. Başına bir iş gelir diye çok korktum.''
Cevat'ın olan bitenden haberinin olmadığı çok açıktı. Ağzı kenara kayarak yanına doğru sırıttı. Kendisini pek tanımadığı babası ile bu oturup karşılıklı ilk konuşmasıydı. Belli ki kendisi için endişelenmişti. Önce onu sakinleştirmeliydi. 
''Baba istersen bir su getireyim sana. İyi görünmüyorsun.''
Adam oğlunun bu hareketine ellerini tutarak karşılık verdi.
''Dur evladım. Boş ver suyu. Sana sormam gereken önemli meseleler var. Bana doğruyu söyleyeceksin tamam mı?''
''Seni dinliyorum.''
''Reşat'ın cenazesine neden gelmedin?''
Cevat kaçamak bakışlar fırlatmaya başladı.
''Sen benim gelmediğimi nereden biliyorsun?''
''Oğlum bana doğrusuyla cevap ver.''
''Gelmedim çünkü annemi üzüntülü görmek istemedim. Benim tesellime ihtiyacı da yoktu zaten. Teyzemler hep yanındaydı.''
Adam bu kadar sığ bir cevap beklemiyor olmalıydı. Belli ki asıl sebebi gizlemek için söylemişti. Oğlu nasıl katil olabilirdi? Hem katiller öldürdükleri kişinin cenazesine veya olay yerine tekrar gelmez miydi?
''Oğlum bak beni iyi dinle. Ben Reşat öldürüldüğünde oradaydım. Ve sana benzeyen birini gördüm. Üvey babanı sen mi öldürdün?''
Cevat soruyla beyninden vurulmuşa döndü. Böyle bir soru nasıl sorulmuş olabilirdi ki? Ardından adam oğlunun sessizliği karşısında sürekli aynı soruyu tekrarladı. Kendince sebeplerinin olabileceğini ve eğer bunu yaptıysa onu canla başla koruyacağından bahsetti. Oğlu soruya karşılık vermediği halde ona ardı sıra öğütler dizdi. Bir süre monolog halinde konuştu. Bu konuşma sinir bozucu bir hal almaya başlayınca, onca laf arasında Cevat ''Yeter!'' diyebildi. 
Adam kendince babalık görevini yerine getirdiğini sanıyordu. Oğlunun bu davranışıyla aptala dönmüştü. Cevat tekrar babasına baktı. Sırtını dönüp ayaklandı. Yüzünü babasına göstermeden ''Evet.'' dedi. 
Adam beklemediği bir yanıtı almıştı. Oğlunun yapmış olabileceğini bir gerçek olarak düşünmemişti. Sürekli ihtimaller üzerinde durdu. Belki de bu endişesi oğluyla arasını düzeltecek, kendisini oğluna bir baba figürü olarak kanıtlayabilecekti. Ortalıkta Reşat gibi bir engel de kalmadığından tüm isteklerine sahip olabilirdi. Belki Birgül de ona dönerdi. Ama oğlunun son cevabı istediği gibi değildi. Büyük bir hayal kırıklığıyla somurttu. Aslında Adam oğlunun iyiliğini düşündüğünden değil, kazanabileceği çıkarları için böyle bir işe kalkışmıştı. Koltuğa yığılı bir halde oğlunun konuşmasını dinledi.
''Baba, beni dinle lütfen. Yaptığını gördün mü? Şimdi sana her şeyi anlatmak zorundayım. Evet. Annemin kocasını ben öldürdüm. Bunu yapmayı sadece ben değil annem de istedi. Biz ikimiz... Yani bunu beraber planladık. Reşat denilen hayvan annemi sürekli dövüyordu. Bana da iyi davranmıyordu. Artık annemin canına tak etmişti. Mirasını bana bırakmayacağını da biliyorduk. Benimle konuştu. Bir plan yaptık. Evden sık dışarı çıkan biri değildi. Bu yüzden dışarıya adım attığı herhangi bir anını kollayıp peşine takıldım. Senin evine gittiğini nereden bilebilirdim ki! Ah...Baba. Borçlanacak başka bir adam bulamadın mı? Her neyse. İşte o gün yanında kimseler yokken onu vurdum. Birinin görmesini istemedim. Ama en olmayacak insan görmüş.''
Adam büyük bir şaşkınlıkla oğlunu dinledi. Birgül'ün ona yalan söylemiş olması, oğlunun para için bir katil olması onu üzmüyordu. Üzüldüğü tek şey bu insanların hayatına dahil olmadığı gerçeğiydi.

Adam pek bir söz söylemeden ayağa kalktı. ''Kimselere bir şey demem emin ol. Bundan sonra yoluma çıkmayın.'' deyip kapıya yöneldi. Cevat kısık bir sesle ''Baba!'' diye ardından seslendi. Ancak adam arkasını dönmeden çıkıp gitti.

SON


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder