18 Nisan 2016 Pazartesi

Adam

2

Sıkışık mutfak tezgahının üzerinde koca bir bulaşık yığını duruyordu. Adam orada durmuş, kesme tahtasında ekmek dilimliyordu. Ağzındaki sigara neredeyse bitmek üzereydi ve düşen külleri bir yere bırakma zahmetine girmiyordu. Dişleri sapsarıydı. Soluk, mor renkli dudakları arasında kalan son dumanı çekip izmariti musluğa doğru fırlattı. Izmarit musluğun olduğu duvardan sekip tekrar adama çarptı. Sigaranın halen yanan kısmı çıplak olan göbeğine isabet edince tezgahın gerisine doğru sıçradı. Canı çok yanmış olmalıydı ki mutfaktaki boş duvarlara çıkarttığı iniltisi yankılandı. Sol eliyle göbeğini ovuşturdu. Sağ eliyle de ekmek bıçağını tutuyordu. Çeşmeyi açıp eline su aldı ve yanan yere sürdü. Ardından mutfak masasına göbeğini ovuşturduğu eliyle ekmekleri koydu. Yalnızca iki iskemlesi olan mutfak masasının cam tarafına oturdu. Masa çok eskiden imal edilmiş bir meşeydi. Önceleri yeşilin çirkin bir tonuna boyandığı boyası neredeyse kalkmış olan masanın kenarlarında kalan boya plakaları ile anlaşılabiliyordu. Masada muhtemelen pahalı bir porselen takımına ait bir yemek tabağı, onun içinde de patateslerin yüzdüğü bir çorba bulunuyordu. Adam elindeki kaşığı tabağa daldırdığı gibi ağzına götürdü. Ekmekten bir ısırık ve çorbadan bir yudum alarak akşam yemeğini bitirdi. Masayı olduğu gibi bırakarak oturduğu odaya yürüdü. Televizyonsuz evinde akşamları iki ya da üç saatini gazete ve kitap okuyarak geçirirdi. Bu akşam da öyle yapacaktı. Cama doğru konuşlandırılmış tekli koltuğun önünde küçük, kahverengi bir sehpa duruyordu. Üzerinde birkaç gazete ve dünden kalmış kirli bir kahve fincanı duruyordu. Canı bu akşam kahve içmek istememişti belli ki. Koltuğa oturdu. Sağ bileğindeki saate baktı. Saat 7'ye yaklaşıyordu. Sehpanın üzerinden bir gazeteyi alıp sakince okumaya başladı. Gazetenin orta sayfalarını okurken dışarıdan gelen bir silah sesi, ardından tek cumlelik bir küfür duyuldu.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder